Yazılar

Sağlıklı Beslenin


Sağlıklı bir hayat sürmenin en önemli unsurlarından biri hatta birincisi sağlıklı beslenmedir. Ancak bununla beraber beslenme konusunda insanın karşısına çıkan en önemli sorun sağlıklı beslenmenin nasıl olacağıdır. Zira bu konuda kafalar oldukça karışık.


Her an farklı kişilerden değişik sesler yükselmektedir. Bilimsel olduğu iddia edilerek ileri sürülen beslenme önerileri bazen birbirinin tam zıddı olabilmektedir. Bu kadar farklılığın olmasındaki ana sebep, dünyadaki terörün en büyük gerçekleşme sahalarından bir tanesinin gıda olmasından kaynaklanmakta.


Gıda terörü…


İnsanlığın önündeki en büyük tehditlerin başında gelmektedir. Bu sahada faaliyet gösteren teröristler, insanlığa karşı büyük bir savaş açmışlardır. Bunun karşısında çaresiz ve bir o kadar da zayıf olan insanlar ne yapacağını bilmez halde ve bir o kadar da şaşkındır. Kimin dediğine inanacak ve kime kulak verecektir. Bu konuda söyleyeceğim bazı ipuçları doğruyu görmekte bize yardımcı olabilecektir.


Birincisi…Gıda teröristleri…


İnsanlık olarak son derece karanlık günlerden geçmekteyiz. Beş yüzyıl öncesinden novo ordo seclorum denilerek başlatılan yeni dünya düzeniyle, küreselleşme tam olarak gerçekleşti. Karşısında direnemeyen dünyayı tüm unsurları ile kuşatan küresel güçler, her türlü yaşam tarzını insana dayatmaya başladı. Beslenme biçimi bunlardan bir tanesi olarak yerini aldı. Bugün artık 3. Dünya ülkeleri olarak adlandırılan coğrafyalarda yaşayan insanlar, bir batılıdan farksız yaşamakta, farksız giyinmekte ve farksız beslenmektedir. Her ne kadar yöresel bazı yemek ve beslenme formları varlığını sürdürmekte ise de bu artık günümüzde oldukça asgari düzeye inmiştir. Küreselleşen dünya da sermaye de globalleşmiştir. Yani bugün artık savaşmak ve insan öldürmek için üretilen silah sektörünün sahipleri ile gıda sektörü ya da ilaç sektörünün tröstleri aynı unsurlardır. Kapitalizmin egemen olduğu dünya da bu kaçınılmazdır. O halde birinci farkına varılması gereken husus, küresel anlamda faaliyet gösteren ve bunların yerel ortakları olan gıda üreticilerinden uzak durmak ve kaçınmak ön koşuldur. Karlılıktan başka kaygı taşımayan bu gıda teröristlerini tanıyamazsak, bunun bedelini sağlığımızla öderiz. Sağlığımızı kaybettiğimiz zaman bu kez ilaç teröristleri kapıda hazır beklemektedirler.


İkincisi…Besin değeri yok…


Bilinmesi gereken husus, gıda maddesi olarak marketlerden soframıza getirdiğimiz pek çok ürünün, besin değerinin olmayışıdır. Besin maddeleri, vücut için enerji kaynağı olarak kullanılmasının yanında, doku yapım ve onarımı, değişik enzimlerin ve hormonların sentezi içinde gereklidir. Pek çok gıda maddesi olarak marketlerde arzı endam eden ürünlerin, gerek raf ömrü gerekse de nakliye koşulları göz önüne alınarak birtakım takviyeler ile adından başka söz konusu ürünle alakası olmayan gıda maddeleri besin değerinin olmayışı yanında zararlı bir takım kimyasallar ile pek çok hastalığın sebebi ya da tetikleyicisi durumundadır.


Üçüncüsü…Ev yemeği


Evde yapılan yemekler yenilmelidir. Zira hazır olarak ve umuma yönelik üretilen yemekler, ticari kaygı nedeniyle, yararsız ve sağlıksız maddeleri barındırabilmektedir. Bununla birlikte ev yemeklerinin içine katılan sevgiyi hazır yiyeceklerde bulabilmeniz mümkün değildir. Sevgi katılarak yapılan yemeğin sağladığı enerjiyi ve şifayı hiçbir şey sağlayamaz.


Dördüncüsü…Ara öğünler ve aç gözlülük


Modernitenin ürettiği ve dayattığı yaşam tarzı direkt olarak beslenme alışkanlıklarına da sirayet etmekte ve insanoğlu yemek konusunda aç gözlülük yapmaktadır. Hayatın içinde her şeyi kolayca ve bonkörce tüketirken, aynı zamanda her anını bir şeyler yemekle geçirmektedir. Oysa insan günde iki öğün yemekle hayatını çok daha yeterli ve iyi sürdürebilir. Ara öğün adı verilen atıştırmalar, insanın beslenmesine bir katkı sağlamadığı gibi, insülin direncinin ve hiperinsülinemi’nin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. Bununla birlikte yemekten iki ya da üç saat sonra oluşan kan şekerindeki düşüş ve enerji ihtiyacı glukagon adı verilen ve yine insülin gibi pankreastan salgılanan hormon aracılığıyla gerçekleşir. Glukagon önce karaciğerde depolanmış olan glikozdan enerji teminini sağlar. Burada ortaya çıkan şey şudur; yemek yenildikten iki saat sonra enerji ihtiyacı insülin hormonunun glikozun hücre içinde kullanımı ile sağlanırken iki ya da üç saatten sonra bu görevi glukagon üstlenir. Ancak bu sınırlıdır. Bu sırada yapılacak olan ara öğün adı verilen atıştırmalar, kan şekerinin yeniden yükselmesine ve glukagon hormonunun salgılanmasına engel olur. Ancak buda sınırlıdır ve herhangi bir yemek yenildikten dört ya da beş saat sonra, dışardan bir gıda maddesi alınmaz ise, leptin adı verilen bir hormon salgılanır.  Leptin hormonunun en büyük görevlerinden bir tanesi, yağ hücrelerinde bulunan trigliseridlerin glikoza dönüştürülmek suretiyle enerji ihtiyacı için kullanılmasıdır. İşte ara öğün denilen şey, görüldüğü gibi vücutta yağ metabolizmasına da son derece olumsuz etki etmektedir.


Sonuç olarak,


Besin değeri olmayan ve adından başka gıda ile ilgisi olmayan maddeleri tüketmeyin ve Modernitenin oluşturduğu alışkanlıklardan kurtulun