Yazılar

Hayat Arkadaşımız Probiyotikler


İnsanoğlunun yeryüzü macerası başlamadan binlerce yıl öncesinden beri dünyada var olan kadim dostlarımızdan sözediyoruz.

Evet, probiyotikler, bizden yakla

şık 3.5 milyar yıl önce dünya da arz-ı endam etmeye başladılar. İnsanın yeryüzünde yaratılmasından sonra başlayan beraberlik, nesilden nesile aktarılmak suretiyle devam ediyor ve varolduğumuz sürece devam edecek. Öyle ki, onlar olmaksızın bir yaşamın sürdürülmesi mümkün gözükmemektedir. O halde, bu dostları daha yakından tanımakta fayda var.


Aslında her ne kadar günümüzde çok daha fazla araştırmalara konu olsa da, modern tıbbın kendisi ile tanışmasının ve ilgisinin geç başladığını söyleyebiliriz. Zira insanın yaşamını sürdürebilmesi için bu kadar doğrudan gerekli olan bu canlılar ile, yeni yeni tanışmaya başladığımızı söyleyebiliriz. Hatta, kendilerine ilişkin bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında çok azdır. Kuşkusuz, bildiğimiz ölçüde sağlığımızın sürdürülmesi ve tedavi olanakları konusunda oldukça önemli aşamalar sağlanacağı aşikardır.


Merhaba,…

Bu kelime, Anadolu’da sıkça kullanılanılır. Herhangi bir yerde karşılaşıldığında, tarafların birbirine söylediği, iyi niyet bildiren ve ‘benden sana zarar gelmez’ anlamını taşıyan bir sözcüktür. İşte insan henüz başını bu dünyaya uzatmadan bu dostlar o’na merhaba der, yani ‘bizden sana bir zarar gelmez’…


Bu ilk merhaba, annenin doğum kanalından geçerken duyulur ve daha sonra annenin emzirmeye başlamasıyla devam eder.  İşte ilk flora dediğimiz bakteri toplulukları bu dönem de oluşmaya başlar. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar, sözkonusu floranın sağlıklı olması halinde, bebeğin bağışıklık sisteminin çok daha güçlü olacağını göstermektedir. Enfeksiyonlara karşı daha dirençli olmalarının yanında, alerjik hastalıklara maruz kalma da, bu bebeklerde daha az olmaktadır. Normal doğum yoluyla değil de sezeryan ile doğan çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık rastlanmasının altında bu neden yatmaktadır.


Bugün artık bir salgın gibi sıkça karşılaşılan alerjik hastalıklarda, sezeryan kadar, kullanılan antibiyotiklerin florayı bozguna uğratması da rol oynamaktadır. Antibiyotik verilmek suretiyle, abandone olan barsak florasının kendini toparlaması aylar sürmektedir. Bu düzelme eğer anne sütü ile besleniyorsa daha çabuk olmakta, eğer mama ile besleniyorsa, işte o zaman oldukça sorunlu günler o bebeği bekliyor demektir.

Bebekler masumdur…


Nasıl dünyaya gelecekleri ve nasıl beslenecekleri konusunda herhangi bir iradeleri yoktur bebeklerin. Anne ve babalar hangi tercihte bulunacak olursa, bebekler ona uyacaktır. Bu nedenle bu masum bebeklere kıymayalım ve zorunlu bir gereklilik yok ise normal doğumu tercih edelim, keza yine çok mecbur kalınmadıkça antibiyotiklerden bu masum çocuklarımızı uzak tutalım!


Son yıllarda, zorunlu olarak sezeryan ile doğan bebeklere, normal flora oluşması için kullanılan yöntemlerden biri olarak vajinal sürüntünün bebeğin ağzına ve burnuna sürülmesi tercih edilmektedir.


Ne muhteşem şey şu ‘Tıp endüstrisisi’!

Toplumumuzda orta ve yaşlı nesil, kendi çocukluk çağlarında bu kadar fazla alerjik rinit ya da alerjik astımın rastlanmadığını mutlaka fark edeceklerdir. Zira bu yaş grubunda sezeryan bu kadar yaygın değildi ve antibiotik kullanımı bu kadar çığrından çıkmamıştı. Her geçen gün tıp dünyası antibiyotiklere direnç kazanan bakteriler ve onlara karşı geliştirilmiş daha geniş spektrumlu antibiotiklerle tanışmaktadır. Bu kadar çok alerjik hastalıkla karşılaşmaktan korkmayın, bakın tıp endüstrisi buna da çözüm buldu! Artık çok daha duyarlı ve hassas alerji aşıları var. Alerjije neden olan alerjeni tespit etmek ve ona karşı çocuğu duyarsızlaştırmak daha kolay. Sen çok yaşa ‘tıp endüstrisi’


Çocuklarımızı bu ‘tıp endüstrisine’ kurban etmeyelim.


Her bilim dalı kendini üreten medeniyetin bir çocuğudur. Modern batı tıbbı da elbette Modern batının bir ürünüdür. İndirgemecidir ve pozitivist ve çatışmacıdır. Dolayısı ile çatışma ve savaş dilini kullanır. ‘Kanserle Savaş’, ‘Veremle Savaş’ve ‘Mikropların Öldürülmesi’ gibi terimler köken aldığı medeniyet ile uyumluluk arzetmektedir. Antibiyotik terimi de bu anlamda yaşam karşıtı, canlılık karşıtı demektir.

O halde,

Kendimizi ve çocuklarımızı ‘tıp endüstrisine’ kurban etmemek için ‘probiyotik’ diyelim.

Bu konuda söyleyeceğim son şey, daha söylenecek pek çok şeyin olduğudur.