Yazılar

Depresyon, Aksiyete ve Diğer Psikolojik Sorunlar


Depresyon ve diğer psikolojik sorunların diyetle ne ilgisi olabilir diye düşünürsek, beynimizle vücudumuzun bir bütünün parçaları olduğu gerçeğini inkâr etmiş oluruz. Duygudurum ve hatta düşüncenin bozulmasıyla giden psikotik problemlerin ekseriyetle uygun olmayan beslenme koşullarına bağlı olarak bağırsak florasının bozulması ve bağırsağın toksin ve zararlılara geçirgen hale gelmesiyle ortaya çıktığı bilimsel bir gerçektir. Buna yönelik bazı tedavi protokolleri yaygın bir şekilde uygulanmakta ve beslenmenin düzenlenmesi, geçirgen bağırsağın tamiri ile hastalık belirtilerinin kontrol altına alındığı bilinmektedir.

Depresyon, günümüzde yaygın görülen ve tedavisinde pek çok ilaç kullanılmasına rağmen nüks ihtimali yüksek olan bir hastalıktır. Her yaş grubunu etkileyebildiği gibi ciddi bir iş gücü kaybına yol açması depresyonu önemli bir halk sağlığı sorunu haline getirmiştir.

Basitçe mutlu olamama hastalığı olarak da tanımlayabiliriz depresyonu. Peki, insan nasıl mutlu olur? Vücudumuzda mutlu olmamızı sağlayan bazı kimyasallar mevcut mu?

Elbette, mutluluk hormonu olarak da anılan serotoninin %80’den fazlası bağırsaklarımızda yaşayan faydalı mikroorganizmalar tarafından üretilir. Bu nedenle sağlıklı bir duygudurum için bağırsak florasının düzeltilmesi ilk başta yapılması gereken tedavilerden biridir.

Serotonin iştah, hormonal denge, uyku, ruh hali ve öfkeyi kontrol eden önemli bir hormondur. DEPRESYONDA EN ÖNEMLİ SEBEP SEROTONİN SEVİYELERİNİN DÜŞMESİDİR. DEPRESYONA DİĞER NÖROTRANSMİTTERLERİN DE AZALMASI EŞLİK ETMEKLE BERABER SEROTONİN BEYNİN DOĞAL ANTİDEPRESANI OLARAK BİLİNİR. Duygudurum üzerinde belirleyici etkilerinden dolayı kişiliğimiz üzerinde de derin etkileri bulunmaktadır.

Depresyon ve kaygı bozukluğu gibi hastalıklarla oldukça sık karşılaşıyorum. Son yıllarda çok yaygınlaşan bu duygudurum bozuklukları ciddi bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. Eşlik eden hastalıkların da görülmesi bu hastalıkların tedavisini güçleştirmektedir.

SON YILLARDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEPRESYON VE KAYGI BOZUKLUĞUNUN EN ÖNEMLİ NEDENİNİN, KÖTÜ BESLENME VE TOKSİNLERE MARUZİYET SONUCUNDA GELİŞEN BAĞIRSAK FLORASI BOZULMASI VE ARDINDAN GELİŞEN GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU OLDUĞUNU GÖSTERMİŞTİR.

Bunların yanı sıra aşırı şekerli beslenme ve gluten içeriği yüksek işlenmiş buğday ürünleri bağırsak yüzeyinde şiddetli bir enflamasyonu tetikler. Sonuçta ciddi bağırsak duvarı hasarı gelişir. Hasarlanan duvardan sindirimi henüz tamamlanmamış büyük moleküller geçebilir ve bağışıklık sistemini uyarabilir. Bağışıklık sistemimizin büyük bir kısmından sorumlu hücreler bağırsak yüzey epitelinin hemen altında bulunur.

Diğer bir yandan şeker içeriği yüksek diyetler bağırsağımızdaki iyi mikroorganizmaların sayısını azaltır, zararlı bakterilerin sayısını artırır. Bozulan bu dengede aşırı çoğalan bakterilerin ürettiği amonyak gibi toksik maddeler aşırı geçirgen hale gelen bağırsak duvarından kana kontrolsüzce geçer. Bu toksik maddelerin beyin üzerinde sayısız olumsuz etkileri bulunmakla birlikte en önemlisi, beyin dokusunda da önemli bir enflamasyon yanıtı oluşturmalarıdır. BAĞIRSAK DUVARINDA HASARA YOL AÇAN GIDALARIN KESİLMESİ VE ARALIKLI AÇLIK UYGULAMASIYLA DEPRESYON BELİRTİLERİNİN TAMAMEN GERİLEDİĞİ GÖZLEMLENMİŞTİR.

Kanımızdaki serotonin düştüğünde karbonhidrat ve tatlı gıdaları eskisine göre daha çok arzu etmeye başlarız. Karbonhidratlar kan dolaşımındaki insülini artırır. Karbonhidrattan zengin gıdalar yendikten kısa bir süre sonra serotonin düzeyimiz azalır ve bu kısırdöngü devam eder. Tatlıları ve karbonhidrat yüklü yiyecekleri bolca tüketmek kilo alımına ve depresyona zemin oluşturan yağlı bir karaciğere yol açar.

YİYECEKLERDEN ALINAN YAĞ, VÜCUDUNUZUN KOLESTEROL ÜRETİMİNİ KONTROL EDER VE KARACİĞERİNİZİ KORUR. KARACİĞERİNİZİN SAĞLIKLI OLMASI VÜCUDUNUZUN YAĞLARI NE KADAR ETKİLİ YAKTIĞININ VE İYİ BİR RUH HALİNİN GÖSTERGESİDİR.

Toksin yüklü bir karaciğerin bazı belirtileri kilo alımı, depresyon, selülit, karında şişkinlik, hazımsızlık, yorgunluk, ruh hali değişimleri, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve deri döküntüleridir. KİLO ALIMI GENELLİKLE ZAYIF KARACİĞER FONKSİYONUNUN BİR SONUCUDUR. KARACİĞER 400'DEN FAZLA FARKLI İŞ YAPAR, VÜCUDUN EN ÖNEMLİ METABOLİZMA ARTIRICI ORGANIDIR. KARACİĞER, KANDAKİ TOKSİNLERİ TEMİZLEMEK, PROTEİNLERİ METABOLİZE ETMEK, HORMONAL DENGEYİ KONTROL ETMEK VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DÜZENLEMEK GİBİ HAYATİ ÖNEME SAHİP İŞLER YAPAR VÜCUDUMUZDA.

Karaciğer, zarar görmüş hücrelerini bile yenileyebilen bir ‘arı’ gibi çalışır durur. Ama bir yere kadar. Suiistimal edildiğinde ve gerekli besinlerden yoksun olduğunda veya toksinler ve aşırı östrojenler tarafından boğulduğunda, artık olması gerektiği gibi işlev göremez. Karaciğerde ve derinin hemen altında yağ birikebilir, hormon dengesizlikleri gelişebilir, toksinler artar ve kan dolaşımına girer. Karaciğer yakıt olarak yağları, proteinleri ve karbonhidratları metabolize eder. Kas yapmanıza yardımcı olmak için aminoasitleri proteinlerden çeşitli bileşenlere ayırır. Çeşitli önemli işlere sahip birçok farklı aminoasit vardır. Örneğin, L-triptofan, serotonin üretimi için önemli bir aminoasittir.

Karaciğerin en önemli işlevi, onu en büyük risk altına sokan, vücuda her gün dışarıdan aldığımız çok sayıda toksini detoksifiye etmektir. Sağlıklı bir karaciğer birçok zararlı maddeyi kan dolaşımını kirletmeden yok eder. Yorgun ve toksik bir karaciğer, düşük tiroid fonksiyonuna ve depresyona neden olur.


Depresyondan kurtulmak için bazı ipuçları

  • Depresif yakınmalarla başvuran bir hastada önce karaciğeri toksinlerden arındırmalıyız. Bunun için ilk adım beslenmenin düzeltilmesidir. İlk başta hastanın öğün sayısı azaltılır ve günde 2 ana öğün olarak belirlenir. Öğünler arası atıştırma yasaklanır.

  • Bağırsak duvarında enflamasyona yol açması muhtemel süt ve tahıl ürünleri diyetten çıkarılmalıdır.

  • Haftada en az iki kez olmak kaydıyla en az 24 saatlik açlıklar tedavi planına eklenir. Uzun süreli açlıklar ve öğünlerin düzenlenmesi karaciğer yağlanmasını hızlı bir şekilde düzeltir ve karaciğer detoksifikasyon kapasitesini artırmaya yardımcı olur.

  • Beslenmeye eklenecek ev yapımı lahana turşusu, sirke gibi probiyotik gıdalar ve devam eden aralıklı açlıklar bağırsak florasının düzelmesini ve geçirgen bağırsağın tamirini sağlamak açısından oldukça gereklidir.

  • Beslenmedeki diğer husus, sağlıklı yağların tüketimini artırmak ve işlenmiş, rafine yağların kullanımını kesmektir. Sabahları aç karna tüketilecek 1 tatlı kaşığı yayık tereyağı yahut sadeyağ bağırsak fonksiyonlarının düzenlenmesi için büyük önemi haiz bütirik asit ihtiyacını karşılayacaktır. Bütirik asidin daha büyük bir hayranı ise beyin dokusudur.

  • Yine günde 30 gr kadar soğuk sıkım zeytinyağını çiğ olarak tüketmek sağlıklı yaşamın temel bir kuralı olarak benimsenmelidir.

  • Omega-3 desteği alınması da önemlidir.

  • Yağdan zengin yiyecekler yiyin. Yağ sizin düşmanınız değil, tam tersine beyin sağlığının temel taşı ve yaşlanmanın önündeki en büyük engeldir! Düşük yağ, düşük kolesterol içeren beslenme şekilleri özellikle kadınlar için çok sağlıksız olabilmektedir. Neden? Sağlıklı hormonların öncül maddesi kolesterol ve doymuş yağlardır. Östrojen, progesteron, kortizol, DHEA ve testosteron gibi bütün ana hormonlarımız kolesterolden yapılır. Yeterince yağ tüketmezseniz vücudunuzun hormonal dengeyi sürdürmesi neredeyse imkânsızdır.

  • Beynimiz trilyonlarca sinir bağlantısı ile sayısız komut vererek bedensel faaliyetleri kontrol eden, %60’tan fazlası yağ olan ilginç bir organdır. Bu yüzden yağ yemenin ruh halimiz üzerindeki olumlu etkileri tartışmasız bir gerçektir. Bu gerçeğe rağmen statin isimli molekülü içeren ilaçlar toksik karaciğer, böbrek yetmezliği, kas hasarı, depresyon ve katarakt riski gibi sayısız yan etkilerine rağmen beyin damar hastalıkları ve kalp damar hastalıklarından koruma amaçlı sunulmaya ve yaygın bir şekilde reçete edilmeye devam ediliyor.

  • Aralıklı açlıkların iştah kontrolü üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. İştah kontrolünün sağlanması bağırsak florası üzerinde olumsuz etkileri bulunan aşırı karbonhidrat tüketimini de sınırlayacaktır.

  • Alkolden uzak durun. Alkol bilinen bir depresandır.

  • Hormonlarınızı kontrol ettirin. Hormonlar, beyindeki iletişimi sağlayan kimyasalların salınımını ve aktivitesini etkiler. Eğer hormonlar eksikse veya dengesiz ise beyin işlevleri sağlıklı bir şekilde sürdürülemez.

  • Premenstrüel sendrom, serotonin düzeylerinin her ay geçici olarak nasıl değişebileceğinin klasik bir örneğidir. Ruh hali, iştah ve uyku âdet döngüsünden bir ila iki hafta önce ciddi şekilde bozulabilir. Beyindeki bir diğer kimyasal asetilkolin, hafıza, ruh hali, enerji, uyku, ağırlık ve cinsel arzuda çarpıcı değişikliklerin meydana geldiği menopoz döneminde önemli miktarda azalır.

  • Yetersiz uyku kalitesi ruh halinde belirgin değişiklere yol açabilir. Uykuya daldıktan yaklaşık 3-4 saat sonra başta serotonin olmak üzere pek çok kimyasal iletim molekülü REM uykusunda üretilir. Sonuç olarak yeterli uyku beyin ve beden sağlığı açısından oldukça elzemdir. Uygun uykudan, özellikle serotoninden sorumlu olan birçok kimyasal iletişimci, uykudan yaklaşık üç ila dört saat sonra REM uykusunda üretilir.

  • Serotonin, uyku hormonu olan melatonine dönüşür. Serotonin seviyeleri düşük olduğunda melatonin seviyeleri de doğal olarak azalmaktadır. Uyku bozulur ve beyinde kimyasal iletişimci üretimi azalır, bu da bir kısırdöngüye dönüşür.

  • İlaçlarınızı tekrar değerlendirin. Sivilce ilaçlarının, diyet haplarının, uyarıcıların, ağrı haplarının uzun süreli kullanımı beyinde kimyasal iletişim depolarını tüketebilir ve karaciğerinize zarar verebilir.

  • Temizlik maddeleri, saç kimyasalları, böcek ilaçları, gübreler ve ağır metal toksisitesi nöronlara zarar verir ve dopamin, serotonin gibi kimyasal iletişim moleküllerinin üretimini azaltarak beynin kimyasıyla oynar, önemli duygudurum ve davranışsal sorunlara yol açar.

  • Glutensiz beslenme bizim toplumumuzda uygulanması oldukça güç olsa da hastalarıma gluten içeren ürünlerden uzak durmalarını ya da en azından kısıtlamalarını öneriyorum, şayet başvuru yakınmalarının altında ispatlanmış bir gluten intoleransı yoksa! Sindirim sisteminden sonra glutenden en fazla etkilenen sinir sistemimizdir!

  • Glutene karşı hassas olduğunuzda bağışıklık sisteminiz gliadin isimli proteine karşı bir antikor yanıtı oluşturur. Ne yazık ki gliadinin yapısı sinir ve beyin hücrelerinde olanlar dahil olmak üzere vücuttaki diğer proteinlere benzer. Bağışıklık sisteminin gliadin için oluşturduğu antikorlar vücuttaki diğer proteinlere karşı çapraz reaksiyon oluşturur. Bu sebepsiz reaksiyon vücutta bir dizi iltihabi yanıtı başlatır.

  • İltihaplanma olduğunda, depresyon da dahil olmak üzere çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Sindirim sorunları yaşamamanıza rağmen gluten hâlâ depresyona neden olabilir. Gluten ile uyarılan bağışıklık sisteminiz vücudunuzun herhangi bir yerine, eklem, tiroid, safra kesesi, sinir sistemi ve hücre zarlarına saldırabilir. Multipl skleroz dahil çeşitli ciddi sorunlara neden olabilir.

  • Sindirim sorunları yaşamıyor olsanız bile glutene duyarlı bir birey olabilirsiniz! Bunu anlamanın en kolay yolu, sıraladığımız sorunlardan belli başlıları sizde de mevcut ise gluten içeren bütün gıdaları kesip yakınmalarınızın şiddetini değerlendirmektir. Tekrar gluten içeren gıdaları aldığınızda yakınmalarınız geri dönüyorsa kesin bir şekilde gluten duyarlılığınız olabilir.

  • Gün içinde hareketli olun! Egzersiz ve hareket de serotonin, endorfin gibi mutluluk verici kimyasal habercilerin artmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra ağırlık kaldırmak da serotonin seviyenizi artırabilir.

  • İşlenmiş, rafine tuzları hayatınızdan çıkararak doğal mineralli tuzları kullanın. Yüksek düzeyde mineral içeren tuzlardan ciddi hipertansiyon ve kalp hastalığınız yoksa günde en az 3 gr kullanmaya özen gösterin. Tuz, sinir iletimini optimum seviyede tutan basit ama etkili bir çözümdür. Kendinizi daha iyi hissetmeniz de cabası. Tuz, korkutulduğu gibi bir besin değildir.

  • Şu ana kadar fazla yağ tüketmenin kalbimize zararlı olmadığını söyledik. Ancak burada belirtmeliyim ki, yağdan zengin bir beslenme modeli daha fazla tuz ihtiyacı doğurur.

  • Bağırsak floranızdaki iyi huylu bakteriler serotonini artırır ve ruh halinizi iyileştirir. Bu canlılar serotoninin %80’den fazlasını üretmektedir. Sağlıklı bir bağırsak florası gerçek mutluluğun garantörüdür!

  • Antidepresan almak yerine D vitamini takviyesi alın. Kapalı ortamlarda çalışan bireylerin neredeyse tamamında D vitamini düzeyleri düşük bulunmuştur. D vitamini, günümüzde vitaminden çok hormon olarak kabul görmektedir. Yeterli D vitamini düzeyi, sağlıklı çalışan bir bağışıklık sistemiyle aynı anlama gelmektedir. Depresyonlu bireylerde ciddi eksikliğine rastlamaktayız. D vitamini ile birlikte mutlaka K2 vitamini de almayı unutmayın ki kalsiyum kemiklerde biriksin, başka yerde değil.

  • Çinko, niasin ve magnezyum takviyesi almanızda fayda olacaktır. Magnezyum sinir sistemi üzerinde belirgin bir yatıştırıcı etkiye sahiptir, zira gebelik ve doğum sırasında ortaya çıkan epilepsi nöbetlerinde yüksek dozda magnezyumu nöbetleri durdurmak amacıyla kullanırız. Depresyona eşlik eden yüksek düzeyde kaygı ve uyku problemlerinin giderilmesinde elementer magnezyum önermekteyiz. Bunun dışında magnezyumun vücutta sayısız metabolik aktiviteye katılması nedeniyle de eksikliğini hiçbir durumda istemeyiz ve hızlıca yerine koyma tedavisi yaparız. Düşük çinko düzeyleri tiroid bezinin yeterince çalışmamasına ve depresif bir duyguduruma sahip olmamıza yol açar.

  • Tüm hormonlarımızın çalışması için iyot gereklidir. Ülkemizde nüfusun %80’inden fazlasında iyot eksikliği bulunmaktadır, bu da depresyon, uyuşukluk, kilo vermede zorluk, kuru cilt, akne, saç dökülmesi, kabızlık, soğuk algınlığı ve çocuklarda beyin gelişiminde gerilik ile sonuçlanır.

  • Gama-linoleik asit ve linoleik asit tiroid ve sinir fonksiyonlarını iyileştirir ve depresyonun yanı sıra fibromiyalji, PMS ve migren yakınmalarını hafifletmede kullanılmaktadır.

  • Potasyum: Düşük karbonhidrat içeren diyetler ya da aralıklı açlıklar idrar söktürücü etkiye sahiptir. Sodyum kaybederken beraberinde potasyum da kaybederiz. Potasyum seviyenizi yüksek tutmak, kilo kaybı sırasında yağsız kas kütlenizi korumanıza yardımcı olur. Sodyumda olduğu gibi, yeterli potasyum kramp ve yorgunluğu önler. Potasyumdaki eksiklik düşük enerjiye, ağrılı bacaklara, tuzlu yeme isteği ve baş dönmesine ve aşırı duygusal hassasiyete neden olur. Eğer yüksek tansiyonunuz için ilaç kullanmıyorsanız günde 200 miligram potasyum alın.

  • Magnezyum bisglisinat: Magnezyum serotonin yapımında bir öncüdür. Magnezyum takviyesi yaparken emilimi iyi olan bir magnezyum şeklini tercih etmelisiniz. Bu konuda hekiminizden yardım alabilirsiniz.

  • Yeterince su için! Susuzluk kendinizi kötü hissetmenize yol açar!