Yazılar

Santral Sinir Sistemini Etkileyen Hastalıklarda Bütüncül Tedavi Yaklaşımları


Santral sinir sistemi hastalıklarının klinik görünümleri birbirinden farklı bambaşka hastalıklar gibi görünse de altta yatan etkenler ortaktır. Bu ortak nedenlerin yol açtığı son tablo ise ‘enflamasyon’ olarak adlandırılır ve vücudun neresinde meydana gelirse gelsin benzer süreçlerle kendini belli eder.

Sadece beyin için özel olan durum ise enflamasyonun özellikle kronik seyirli ve sessiz olması durumunda hiçbir belirti vermemesidir. Her durumda karşılaşabileceğimiz bazı yakınmalarla kendini gösterdiğinden, hem hasta hem de hekimin dikkatinden uzun süre kaçabilmektedir. Günümüzde kronik hastalıklara yaklaşımda enflamasyonun yeri yeni bilgilerimizle henüz aydınlanmaya başlamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalarla, kronik sinir sistemi hastalıklarının altında yatan en önemli nedenin aslında beyinde sessizce sürüp giden enflamasyon isimli yangı olduğunun ortaya konmasıyla bu hastalıklara yaklaşım bütünüyle değişmektedir.

YILLARDIR BELİRTİLERİN BASKILANMASINA YÖNELİK TEDAVİ ETMEYE ÇALIŞTIĞIMIZ, NEDENİNE YÖNELİK SERVİS EDİLEN ÇALIŞMALARLA BİR ASIRDIR KALITSAL OLDUĞUNA İNANDIĞIMIZ SİNİR SİSTEMİ HASTALIKLARININ TEDAVİSİ TAM ANLAMIYLA BİR FİYASKO!

Otoimmün, enflamatuar, dejeneratif, metabolik, hangi hastalık olursa olsun, önce bağırsakların içinde yaşayan minik canlılarla beraber düzeltilmesi gerekmektedir! Vücuda bir bütün olarak yaklaşmanın en önemli kuralı budur diyebiliriz. Beden bir bütündür ve bu bütünün her parçasına eşit oranda etkisi bulunan sindirim sistemi denen uzun yol her tür tıbbi sorunda bizi yakından ilgilendirmektedir. Bağırsakları düzenlemekle başlamayan herhangi bir tedavi yaklaşımı hem bütüncül yaklaşımdan hem de çözüm odaklı olmaktan uzaktır.


İşimiz önce bedenin dışa açılan kapılarını kontrol altında tutmak, oradaki dengeyi sağlamak ve oradan kaçınılmaz bir şekilde maruz kaldığımız toksin ve yabancı madde girişini mümkün olduğunca uzaklaştırmaya çalışmaktır!

  • MS tanısı almış hasta öğün sayısını derhal azaltmalıdır. Amaç bağışıklık görevini yerine getirmeleri için bağırsaklara fırsat tanımaktır. Bitip tükenmeyen bir sindirim faaliyetiyle meşgul olmak bağışıklığın teminini aksatmaktadır.

  • Haftada en az 2 gün, 24 saatlik açlıklar yaparak bağışıklık sisteminin düzenlenmesine, eskiyen, bozulan bağışıklık hücrelerinin temizlenmesine, gerekirse ortadan kaldırılmasına, yerine yeni hücrelerin üretilmesine olanak tanımış oluruz. Daha evvelki bölümlerde ‘otofaji’ başlığı altında detaylıca değinmiştik.

  • 24 saatlik açlıklara adapte olduktan sonra kademeli olarak 48-72 saatlik açlıklara yavaşça geçiş yapmak gerekmekte. Zira beyinde otofaji, yani temizliğin başlaması ancak 48 saatten sonra başlamaktadır! Uzun süreli açlıklar konusunda tedirgin olmanıza hiç gerek yok. 72 saatlik açlıkların insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar açlık süresince herhangi bir metabolik ve biyokimyasal anormalliğin olmadığını göstermişlerdir.

  • Tereyağı yiyin! Tereyağını, fermente olması nedeniyle yayık yağı ya da sadeyağ olarak tüketebilirsiniz. Yemeklerinizde kullanabileceğiniz gibi sabahları kahvaltıdan 1 saat önce 2 tatlı kaşığı kadar çiğ olarak da kullanmanızı öneriyorum. Bununla hedeflediğimiz şey bağırsaklarımızı bütirik asit ile iyileştirmektir. Bütirik asit bağırsak florasını destekler, bağırsak hareketlerini düzenler, geçirgen hale gelmiş bağırsak duvarını ve kan beyin bariyerini tamir eder.

  • Tereyağı haricinde bütirat ve propiyonat içeren gıda desteklerinden de faydalanabilirsiniz elbette, ancak bir gıdanın bütün halinde alınmasını her zaman daha çok tercih etmeliyiz.

  • Mutlaka güvenilir bir omega-3 desteği almalısınız. Aklınızdan hiç çıkarmayın ki, ‘beyin demek yağ demektir’.

  • Fermente olmayan süt ürünlerinden uzak durun, süt ürünü tüketmeniz gerekirse alerji riski çok düşük olan keçi sütünden elde edilen kefir, yoğurt gibi ürünleri tüketmeniz daha iyi olacaktır.

  • Lahana turşusu, elma sirkesi gibi probiyotik gıdalara hayatınızda yer açın!

  • Kabuklu kuruyemişleri tercih edin ve her öğünde mutlaka tüketmeye çalışın. İşlenmemiş ve kavrulmamış kuruyemişler faydalı yağlardan zengindir ve sinir sisteminin en iyi dostudur.

  • MS gelişiminde ve hastalığın ilerlemesinde suçlu bulunan en önemli metabolik aktörlerden biri de son günlerin en meşhurlarından D vitaminidir. Bunun sebebi ise D vitamininin bağışıklık sisteminin etkin bir şekilde çalışmasında etkin rol oynamasıdır. Bu nedenle D vitamin düzeylerini ölçtürüp mutlaka D vitamini takviyesi almalısınız.

  • Egzersiz: Hareketli bir yaşamın faydaları asırlardır bilinen bir hakikat olmakla beraber her disiplinden uzmanın faydalarını saymakla bitiremediği, her platformda dillendirdiğimiz bir olgudur.

  • Hareket kilo kontrolü sağlar, bedeni zinde kılar, insülin direnci kırılır. Açık havada kısa bir yürüyüş sonrasında bile kendinizi harika hissetmenize yol açan endorfinler salgılanır. Endorfin reseptörleri bütün bağışıklık hücrelerinde bulunur! Yani iyi çalışan bir bağışıklık sistemi için endorfinler su gibi, hava gibi elzemdir! Diğer bir deyişle mutluluk sizi pek çok hastalıktan korumaktadır.

  • Apitoksin: İmmün sistemi destekleyen, çok eski çağlardan beri bilinen en önemli ve güçlü doğal ajanlardan biri bal arısının zehri, yani apitoksindir. Multipl sklerozda klinik bulguların hafifletilmesi ve atak sayısının azaltılması üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Dünya çapında MS hastalığında yaygın bir şekilde kullanımı olan apitoksin esasen bir ‘nöro-toksindir’, sinir hücrelerini onarmak, miyelin kılıfı tamir etmek, sinir iletimini düzenlemek ve bağışıklık sistemini dengelemek suretiyle sinir sistemi üzerindeki etkilerini göstermektedir. Ancak burada mutlaka belirtmeliyim ki, apitoksin sadece sertifikalı ve ehliyetli hekimler tarafından uygulanmalıdır.

  • Burada bahsini ettiğimiz uygulamaların tamamı beyindeki enflamasyonun dindirilmesine yöneliktir.

  • B kompleksleri içeren bir vitamin desteği alın, zira B6, B12, folat eksikliği glutatyon sisteminin görevini yerine getirmesine engel olur.

  • Glutatyon, coQ10, n-asetil sistein gibi destekler vücudun detoksifikasyon becerilerini artırmasına katkıda bulunur.

  • Hücrelerimizin nefes almasını sağlayan organcıklara mitokondri denir. Hücre içi doğru solunum, enerji üretimi ve toksinlerden arınma için olmazsa olmazdır. Mitokondrileri zayıflatan en önemli durum karbonhidrattan zengin beslenmek ve dolayısı ile insülin direncidir.


Gevşemeyi öğrenin!

  • Hayatını mutluluk ve başarılarla dolduran insanlar üzerinde yapılan çalışmalar bu insanların kusursuz bir hayat sürdüklerine dair bir veriye ulaşamamıştır. Yaşamı boyunca pek çok zorluk ve travma ile karşılaşmamış insan var mıdır? Çok nadir. Zorluk ve travmalara bakış açımız bizi daha derin bir algı ve anlam arayışı içine sokacaktır.

  • Gevşemeye nefes alış ve verişiniz üzerine çalışmakla hemen başlayın! Gözlerinizi kapatın, 5’e kadar sayarken diyaframınızı gerecek şekilde derin bir nefes alın, yine 5’e kadar sayarken nefesinizi tutun ve yavaşça bırakın!

  • Bu anlamsız gibi görünen eylemi neden yaptığımıza açıklık getirelim. Vagus siniri beynimizden çıkarak geze geze ta bağırsaklara kadar bütün iç organlara dallar vererek uzanan, meşhur ‘parasempatik’ aktivitenin kahramanı, en uzun seyirli yegâne sinirimizdir. Vagus sinirinin uyarılması ile depresyon ve epilepsi nöbetlerinin kontrol altına alınabileceğini keşfeden bilim insanları bu konuda ilginç travmatik ve invaziv yöntemler geliştirmişlerdir. Vagus üzerine uyarıcı bir pil bile yerleştirmişlerdir.

  • Biz daha kolay ve sürdürülebilir bir yöntemle parasempatik sinir sistemimizi nasıl uyarabiliriz ona bakalım. Parasempatik sinir sistemi gevşeme, huzur, rahatlama kelimeleriyle eş anlama gelmektedir insan bedeninde. Günümüz dünyasında içine düştüğümüz ya da yarattığımız bu kaotik yaşam biçimi insana lüzumsuz, hatta manasız bir telaş, gerilim ve stres dayatmaktadır.


Nefes egzersizlerine her gün en az 10 dakikanızı ayırmak bile sizde büyük değişimlere yol açacaktır!

  • ‘An’da kalabildiğimizde, yani içinde bulunduğumuz ânın farkındalığı ile yaşamayı becerebildiğimizde ruhsal ve bedensel iyiliğe kolayca erişebiliriz. İnsanların mutsuzluklarının altında yatan şey içinde bulundukları anda değil de başka bir yerde ve zamanda bulunma istekleridir.

  • Nefes egzersizleri ile zihinsel ve duygusal farkındalığınız artacak, sonuçta vardığınız olumsuz düşünce ve duygulardan kurtulabileceksiniz. Duyguyu doğuran düşüncedir, sürekli bir şekilde geçmiş ya da gelecekle ilgili düşünce uğraşları sizi ya kederli ya da kaygılı bir ruh haline sokacaktır. Düşüncenizi kontrol altına alabilmenin yolu onun farkına varmaktan geçer.

  • Daha ileri gidersek doğumsal bazı hastalıklar dışında kalan hastalıkların neredeyse tamamı kontrol altına alamadığımız düşüncelerimizin olumsuz duygu ve davranışlara yol açması, bozulan duygu ve davranışın da nihayetinde bedeni bozmasıyla ortaya çıkmaktadır. Yaşam boyu gördüğümüz, yaşadığımız, başımıza gelen her şeyin altında basit sebepler gizlidir ama biz insanlar basit olana inanmakta güçlük çekeriz, hatta inanmayız.


Düşüncenin iyileştirilmesi bütün tedavilerin üstündedir!

  • Bu görüş bir hakikat olmakla beraber güncel bilimsel nitelikli çalışmalar hem düşüncenin düzeltilmesinin hem de bedende meydana gelen aksaklıkların tedavi edilmesiyle bütün olarak şifaya ulaşılabileceğini savunmaktadır. Zihinsel ve duygusal bedenden fizik bedene doğru bir iyileşme olacağı gibi, fizik bedenden başlayan bir iyileşme hali de olabilir. İki görüş de bir bütünün parçasıdır. Kitabın ilk bölümlerinde ele aldığımız gibi orucun manevi anlamda sağlayacağı düzelmenin bedene yansıması gibi bedende sağladığı iyileşmenin de ruhsal bedene yansıması hakikati bir bütündür. Birbiriyle çelişmez.

  • Ayrı ayrı isimlendirerek yukarıda yer verdiğimiz pek çok sinir sistemi, daha doğrusu beyin hastalığı aslında ayrı hastalıklar ya da durumlar değildir. Burada çizdiğimiz kadar karmaşık bir sorun ya da sorunlar da değildir. Hepsi genel olarak vücutta çeşitli nedenlerle meydana gelmiş eksikliklere verilen değişik yanıtlardır. Kök nedenlerine indiğimizde temel olarak karşılaştığımız şeyler benzerdir. Bu kadar farklı görünümlere sahip durumlar ortak nedenlere dayanır.

  • Modern ya da diğer bir deyimle konvansiyonel tıp uygulamaları ile yıllardır tedavi edilemeyen bu hastalıklar tedavisi mümkün olmayan hastalıklar sınıfına sokulmuştur. Bugüne değin bildiklerimizle tedavi edemediğimiz hastalıkların yeni ulaşılan bilgi ve yaklaşımlarla tedavi edilebileceğine karşı bir direnç hekimlik ahlakıyla ters düşmektedir.

  • Beyni bedenin dışında izole bir kutunun içinde bir organ gibi düşünerek hastalıklara yaklaşmak, yıllarca süren tıp eğitiminin ve biz hekimlerin nasıl bir algı operasyonuna kurban gittiğinin acı bir kanıtıdır. Kendilerine dayatılan doğruların dışında ‘pozitif bilimlerle’ kanıtlansa, gözle görülür neticeler olsa bile hiçbir doğruyu kabul görememek olsa olsa tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır!

  • Pek çok nöropsikiyatrik bozukluk metabolik tedavilerle şifa bulmaktadır. Meslektaşlarımız bugün otizm, Parkinson hastalığı, multipl skleroz, Alzheimer, demans, depresyon, anksiyete, duygudurum bozuklukları, migren, dikkat eksikliği gibi pek çok duruma gökten inmiş bir hastalık gibi bakmaktadırlar. Daha da acısı bu durumun bir kader olduğuna inandıkları gibi hastalara da öğrenilmiş bir çaresizlikle çözümden uzak reçeteler vermeye devam etmeleridir. Ne yazık ki bu hastaların neden iyileşemediğine kafa yormadıkları gibi başka pencerelerden bakmaya çalışan diğer hekimleri de linç etmektedirler.

  • Bütünü tedavi etmeden parçalar iyileşemez. Bu anlattıklarımıza en güzel kanıt ise bugün çoğu kronik hastalığın bağırsakta başlayan çeşitli sorunlarla ilişkilendirilmesidir.

  • Evet, burası en önemli nokta, bağırsak işlevleri ve florası düzeltilmeden başta sinir sistemi ve bağışıklık sistemi olmak üzere hiçbir sistem sağaltılamaz.

  • Dejeneratif beyin hastalıkları ve otizm gibi durumlarda ağır metal birikimine yönelik bir tedavi planı geliştirilmelidir. Hekim gözetiminde spiriluna, chlorella, bentonit kili, kişniş ekstraktı gibi doğal şelatörler ağır metal atılımına yardımcı olacaktır.

  • Eser element ve vitamin eksikliklerine yönelik hekiminizin önereceği bir destek almanız önemlidir.